TÜRKİYE Cumhuriyeti’nin kuruluşunun üzerinden yaklaşık 82 yıl geçti. Çok partili siyasi yaşama geçeli, yarım asrı geride bıraktık. Şu anda ülkeyi 59. T.C. Hükümeti yönetiyor. “Her yaştan 10 yılda,15 milyon genci” yarattığımız dönemleri çok geride bıraktık ve 70 milyonluk bir nüfusa sahibiz. Ağırlıklı olarak batıdan aldığımız idare ve hukuk sistemleri ile bu günlere geldik.
Toplumdaki genel kanaat , en azından bizim içinde yaşadığımız son 20-30 yıllık süreçte, artık bu gömleğin bu topluma dar geldiği, çağdaş dünya ile aradaki mesafeyi bir türlü kapatamadığımız, eğitimde, sağlıkta, altyapıda, sanatta, sporda arzu ettiğimiz çizgiyi yakalayamadığımız, yoksulluk, yolsuzluk, haksızlık, adam kayırma, menfaat temini konularında çok ilerilerde olduğumuz toplumsal barışı ve ülke bütünlüğünü temin için ciddi süreçlerden ve sıkıntılı dönemlerden geçtiğimiz gerçeğidir.
Bu süreçte, önemli reformlar yapma iddiasıyla iktidara gelen siyasi partilerin bazı cılız girişimleri olmuşsa da, gerek karşılaştıkları tepkiler ve gerekse siyasi popülizm nedeniyle ciddi sonuçlara ulaşamadıkları da bir gerçektir.
Merkezi yönetimin yetki ve kaynaklarını mahalline devretme konusunda da yukarıda bahsettiğimiz kısır döngü bir türlü aşılamamıştır. Siyasi partilerin programlarında, seçim beyannamelerinde, iktidara geldiklerinde hazırladıkları hükümet programlarında idari reforma ilişkin önemli ve güzel ifadeler sürekli kullanılmıştır. Ancak tüm bunlar, halen Köy Kanunu’ndaki salma miktarının ” 20 TL “olduğu gerçeğini değiştirmeye yetmemiştir. Muhtarlar maaşa bağlanmış ama, köy bütçelerine muhtara ödenen bir aylık maaş kadar bile katkı için çaba harcanmamıştır.Yaklaşık 40.000 köyün ihtiyaçları, il özel idareleri bütçesinden ayrılacak cüzi ödeneklerle çözümlenme sürecine bırakılmıştır.
2000 nüfusunu geçen her yer belediye yapılmış, ancak bu belediyeler yeterince desteklenmediğinden istihdam ettiği 5 – 10 kişiye maaş ödeyen birer büro haline gelmiştir. Küçük belediyeler emlak vergisi, çevre temizlik vergisi, su parası, imar harçlarını neredeyse hiç takip etmemiş, yani köy yaşamı yıllarca devam etmiştir ve etmektedir.
Bu ve buna benzer daha yüzlerce örnek vermek mümkündür. Ancak maksadın hasıl olduğunu sanıyorum.Yanlış giden bir şeyler var ve bu durum da müdahale gerektirmektedir.
Beş yıl önceki ekonomik krizden sonra ülkeyi yönetenler işin içinden çıkamayınca bazı uluslararası kuruluşların da baskısıyla zoraki de olsa ciddi adımlar attılar. Önemli yasal düzenlemeler yaptılar. Rayından çıkmış olan ekonomiyi kontrol altına aldılar. Bu süreçte vatandaş da sıkıntı çekti ama makro düzeyde bazı taşlar yerine oturmuş oldu. Tüm bu çabalar, bu çalışmaları yapan üç siyasi partinin dibe vurmasıyla sonuçlandı. Belki siyasi partiler açısından böyle sevimsiz bir sonuç ortaya çıktı ama, ülke açısından önemli kazanımlar elde edildiği tartışmasız bir gerçek oldu.
2002 yılı sonunda yapılan seçimlerden eski bir belediye başkanın liderliğindeki parti ezici çoğunlukla galip çıktı ve hükümeti tek başına kurdu. Bu yaklaşık 12 yıl sonra tek başına iktidar olan ilk partiydi. Koalisyonlar dönemi sona ermişti.Önemli atılımlar yapılması mümkündü. Avrupa Birliği sürecindeki iş ve işlemler de hızlanmıştı. Kısacası yapılacak çok iş vardı.
Nitekim yeni iktidar işe güzel başladı. 36 olan bakanlık sayısını 25’e indirdi. Bir süredir uygulanmakta olan ekonomik programdan taviz vermedi. Enflasyonu düşürdü, ihracatı artırdı. Üretim artışı görülmeye başladı.
Tüm bunların yanında kamu yönetiminde reform yapma adına ciddi çalışmalar da yapıldı. Bu işi çok iyi bildiği iddiasında olan bir gurup teknokrat tavizsiz bir program uyguladı. Yaklaşık bir yıllık hazırlık süreci sonunda;
• Kamu Yönetimi Temel Kanunu,
• Belediye kanunu ,
• Büyükşehir Belediye Kanunu,
• İl Özel İdaresi Kanunu
• Mahalli İdare Birlikleri Kanunu
Gibi idari reforma yönelik Kanun Tasarıları hazırlandı. Bu tasarılar bir-iki gidip geldi. Sonunda Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı hariç diğerleri yasalaştı.
Ancak bu arada iktidarın 2,5 yılı da dolmuştu.Bu reformlar biraz daha uzlaşmacı bir anlayışla daha kısa sürede çıkarılabilir miydi diye hep düşünmüşümdür.
Hazırlanan tasarılara karşı çıkan herkesi reform karşıtı, statükodan yana, art niyetli olarak anlamak ve ciddiye alınmamak yanlış bir tercih olmuştur. Ülkeye zaman kaybettirmiştir.
Reform, her zaman eski tarihli kanunların tamamı kaldırılarak yerine yeniden kanun yapılması değildir.Uzun zamandır uygulanan kanunlar aslında iyi kanunlardır.Önemli olan zaman içerisinde belli hükümlerinin günün şartlarına uygun hale getirilebilmesidir.
İktidarın kamu reformu çerçevesinde yaptığı çalışmalar genel olarak doğru, gerekli ve akılcıdır. Artık bu yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi süreci başlamıştır.Gerek yerel yöneticiler (Vali, Kaymakam, Belediye Başkanları, Muhtarlar) ve gerekse halk bu düzenlemelerin olumlu etkilerini görmek istemektedir. Vatandaş belediye hizmetlerinin daha etkin ve verimli sunulmasını beklemektedir. Çocuğunu daha iyi okullarda okutmak, daha güzel park ve bahçelerden yararlanmak, hastane, postane köşelerinde itilip-kakılmamak istemektedir. Ulaşımın rahat ve düzgün olmasını istemektedir. Suyun akmasını, çöpünün zamanında alınmasını, çevrenin korunmasını beklemektedir.
Tüm bu hususlarda gözle görülür iyileşmeler olduğunda, halk için kamuda reform amacına ulaşmıştır. Aksi taktirde yapılan düzenlemeler Resmi Gazete sayfalarında kalan birer güzel anı olacaktır.
Yerinden yönetim bu ülkede güçlendirilmek durumundadır. Bunun içinde yerinden yönetim kapsamında bulunan yönetici, seçilmiş ve seçenlerin buna inanması ilk şarttır. Bu inancın hayata geçirilmesi için gayret edilmesi ikinci şarttır. Yerinden yönetim kapsamında görev üstlenmek her kişi ve organın yetkilerini ve kaynaklarını doğru, yerinde, zamanında kullanmak suretiyle bir farkındalık yaratması da üçüncü şarttır.
“Yerinden Yönetim Platformu” Dergisi, bu çalışmalara katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmak ve üretmek kadar, bunları kamuoyuna duyurmak da çok önemlidir.
İşte biz bu önemli misyona katkı sağlamaya talibiz.
Saygılar... |